Kürtün Hakkında

Bölgede yapılan arkeolojik çalışmalarda MÖ 3.500 tarihlerinde bölgede insan yerleşimine ve MÖ 3.000 tarihlerinde tarım yapıldığına dair izler bulunmuştur. Asurlular döneminde Azzi Hayaşa ülkesi olarak adlandırılan bölgede Hitit döneminde Karadeniz Bölgesi’nin otokton halkı Kaşkaların yaşadığı sanılmaktadır. MÖ 9. yüzyılda Urartu hakimiyetine giren, Kimmer ve İskit saldırılarından sonra Pontus, Roma, Bizans ve Trabzon İmparatorluğu tarafından yönetilmiştir. Bu yönetimler arasında kısa süreli Arap, Ermeni, Türkmen hakimiyetleri gören kent Trabzon İmparatorluğu’nun yıkılmasının ardından da 1514 yılında temelli Osmanlı hakimiyetine girene dek Akkoyunlu ve Safeviler tarafından yönetilmiştir.

Fatih Sultan Mehmet devrinde Trabzon Sancağı sınırları çiziminde, Kürtün ismine rastlanılmaktadır.

Çeşitli tarihi kaynaklarda Kürtün, 1461 yıllarında beylik olup ilk Osmanlı-Akkoyunlu antlaşmasıyla (Yassı Çimen Antlaşması) iki devlet arasında tampon bölge olarak kaldığı belirtilmektedir.

Kürtün’ün Osmanlılar zamanındaki ismi Kürtün Cezere olup Cezere denilen yerin Kürtün bölgesinin idare merkezinde bir kale olduğu, Sinan Bey’in Trabzon’daki kulaklı Çeşme kitabesinden anlaşılmaktadır.

Bölgeye yaklaşık olarak 1030’larda Türk akınlarının başladığını görmekteyiz. İlçenin güneyinde bulunan Torul ilçesinin isminin Tuğrul Bey’e dayandırılması bu bilgiyi doğrulamaktadır. Bölgeye gelen ilk Türk boyunun Çepniler olduğu bilinmektedir. Hatta günümüzde

Çepni ismi Karadeniz sahilinde ve iç kesimlerde yaşayan halk için kullanılmaktadır.

Osmanlılarda Müslüman ahali daha çok tarım ve hayvancılıkla uğraşmakta, ticaret ise çoğunlukla gayrimüslimler tarafından yapılmaktaydı. Bu yüzden olsa gerektir ki ticari anlamda daha elverişli bölgeler olan sahil kesiminde ve tarihi Trabzon- Erzurum yolu istikametinde olan bölgelerde nüfus yapısı olarak farklı millet (Rum, Ermeni) ve dini inançlar görülse de Kürtün yöresinde daha çok Türk-İslam unsurunun yaşadığı görülür. Aşağıdaki 1515 yılı Osmanlı kayıtlarından da anlaşılacağı gibi Kürtün yöresi ekonomik potansiyeli fazla olmamasına rağmen muhtemelen nüfus yapısından kaynaklanan nedenlerden dolayı olsa gerek bölgenin önemli yerleşim yerlerinden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır.

1515 yılı Vilayet-i Çepni Der Liva-i Trabzon (Trabzon Sancağına Bağlı Çepni Yöresi) kayıtlarına göre:

Kürtün Livasında   Kürtün’e bağlı yedi nahiye bulunmaktadır.

Kürtün’e bağlı olan ancak 1515 yılı kayıtlarına ‘’köy’’ olarak geçmeyen, sürekli yerleşimin olmadığı yerlerde mevcuttur. Bu gibi yaylak (yayla) olarak kayıtlarda bulunan köyler de Dirlik sistemine göre dağıtılmış, ve kayıtları günümüze kadar gelebilmiştir.

Günümüzde çevre ilçeler ve Kürtün’ün gelişmişlik düzeyi göz önüne alındığında o dönemde Kürtün’ün bölgede daha etkili bir idare merkezi olması yadırganabilir. Ancak yazının başında da belirtildiği nedenlerle bu bölgede Türk İslam nüfusunun daha fazla olması, Osmanlı’nın da hakimiyetini bu nüfus üzerinde tesis edeceği düşünülürse bölgedeki konumu ve nüfus yapısı itibarı ile Kürtün’ün Osmanlı için önemi ortaya çıkacaktır.

Bölgenin Çepni Türkleri ile iskan edildiğinin bir diğer kanıtı da bölge halkının günümüzde de devam eden özellikle demir işlemeciliğinde gösterdiği maharettir. Zira Çepni boyu demiri en iyi işleyen Türk boyu olarak bilinir.

Kürtün yöresi genel olarak 1800’lü yıllara kadar sahil bölgelerinde yaşayan halkın yaylak olarak kullandığı yerleşim yeri olarak Osmanlı’daki varlığını devam ettirmiştir. 1800’lerde özellikle sahil kesiminde çıkan salgın hastalıklar nedeniyle iç bölgelere yapılan göçler bölge nüfusunun ciddi oranda artmasını sağlamıştır. Özellikle köylerde bulunan kalabalık ailelerin (sülalelerin) geldiği yerlere bakılırsa bu durum kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

Yine sahil kesiminde yaşanan kan davalarından kaçanların da ilçemize yerleştikleri görülmektedir. Bu göç hareketi 1877-1878 Osmanlı Rus Harbi (93 Harbi) ve I. Dünya Savaşı’nda tersine dönmüş özellikle Ordu, Amasya ve Samsun illerine ilçemizden göçüp yerleşenler de olmuştur. Bu savaşlar sırasında bölgeyi terk edenlerin pek azı savaş sonrası geri dönmüştür. 1923’te Yunanistan ile yapılan nüfus mübadelesinde bölgede yaşayan gayrimüslim nüfusun hemen hemen tamamı değişime tabi tutulmuştur.

Cumhuriyet döneminde sahil kesiminden azınlıkların çıkarılması, fındık tarımının yaygınlaşmaya başlaması ve ticari yaşamda (azınlıkların da çekilmesiyle) Türk İslam nüfusunun etkili olmaya başlaması ilçemizin geçmişiyle tezat bir şekilde önem kaybetmesine neden olmuştur.